Es’ad Yesari Efendi Ta’lik Müfredat Meşki
Yesârî Es’ad Efendi, oğlu Mustafa İzzet Efendi’yi de ta’lik hattında mükemmel sûrette yetiştirmiştir. Oğlundan başka, Mîr Mehmed Emin (1171/1758-1224/1809) ve Arabzâde Mehmed Sadullah (1180/1767-1259/1843), Mehmed Şehâbeddin, Seyyid Yahya İhyâ (ö.1228/1813) efendiler de, onun ilk hatırlanacak öğrencileridir.
Yesârî Mehmed Es’ad Efendi (ö.1213/1798)
1730’lu yılların herhalde ortalarına doğru, İstanbul’daki Anadolu Kadıaskerliği Şer’i Mahkemesi muhzırlarından (mübâşirlerinden) Kara Mahmud Ağa’nın bir oğlu dünyaya gelir. Lâkin ne geliş! Sağ tarafı doğuşdan tutmuyor, felçli… Çolaklığı da bulunan sol eliyle yazmağa, üstelik hüsn-i hat öğrenmeğe kalkışan Mehmed isimli bu genç, bir vâsıta bularak, o devrin ta’lik üstâdlarından -daha sonra da şeyhulislám olan- Veliyüddin Efendi’ye (ö.1182/1768) müracaat eder. Aksi mizâclı bir zât olmakla tanınan Efendi’nin: “Sağlamlar bitti de, şimdi solaklarla mı uğraşacağız?” diyerek kendisini kabul etmemesi üzerine, bir başka üstâda, Dedezâde Mehmed Said Efendi’ye başvurur. Hocasının verdiği meşke göre yazıp ertesi hafta götürdüğünde, Dedezâde yazıya bakarak der ki: “Oğlum, hoca meşk verince, ona bakarak çalışılıp getirilir, âdet böyledir; sen ise benim yazdığımı tekrar getirmişsin!” Genç Mehmed Efendi cesâretle: “Bunu âcizleri yazdım, efendim!” cevabını ve rince, Dedezâde bir de gözünün önünde yazdırtıp, bakar ki, bu solak-çolak genç, ender bulunan bir kabiliyet sâhibi… Onu dikkatle yetiştirip mezûn eder (1167/1754), icâzet cem’iyetinin yapıldığı câmiye Veliyüddin Efendi de -âdet üzere- jüri âzâsı olarak gelir. Hat ustaları, Yesârî’nin icâzet kıt’alarına hayranlıkla bakarlarken, sıra Veliyüddin Efendi’ye erişdiğinde, iç geçirerek: “Bu şerefe biz nâil olacakken, hayfa ki elimizle kaçırdık!” dediği nakledilir. Yine Veliyüddin Efendi’ye ait olan: “Cenâb-ı Hak, bu eğribüğrü adamı bizim burnumuzun büyüklüğünü kırmak için göndermişdir” sözünü de eklemeliyiz.
İşte o tarihten itibaren, Es’ad mahlasını ve Yesârî (=solak) lakabını Mehmed ismiyle birlikte kullanan hattatımız, devamlı gelişerek önceleri büyük İran hattatlarının, bilhâssa İmâdü’l-Hasenî’nin üslubunda ve “İmâd-1 Rûm” (=Anadolu’nun İmâd’ı) lakabıyla anılarak kıtalar, mu- rakkaalar, kitabeler, levhalar yazarken, 1190/1776’dan sonra eline gelen bir melekeyle, İmâd’ın en güzel harflerini -Hâfız Osman’ın Şeyh Hamdullah’dan seçişi gibi- kendi zevkine göre tercih edip, Türk ta’lik üslubunu başlatmış oldu. Sâdece Îran üslubuna saplanmış bâzı kimseler, Türklerin ta’lik hattını bozduğunu söyleyerek bu çığırı açtığı için Yesârî’yi de kabahatli bulurlar. Oysa, Türk ta’lik üslubunda kullanılan harflerin her biri teker teker İmâd murakkaalarında aranırsa bulunabilir. Şu var ki, Îran hattında ayni harf elden farklı görünüşde çıkarken, Türk hattında, daima seçilip beğenilen tavırda yazılmağa dikkat edilmiştir.
Yeni üslubu tam yerleşmiş olarak, Yesârî Es’ad Efendi 1195/1781’den îtibâren şâhâne örnekler vermeğe başladı. Ancak, 1205/1790’dan sonra, celi ta’likte küplü, çanaklı harfleri büyükçe yaparak, bâzı kitâbelerinde, görünüşe mübâlağa getirmiştir. Bu sebeble, onun son yılları, yeni- den üslub araştırmalarıyla geçmiştir, denilse yeridir. Bizce Türk üslubundaki en parlak, erişilmez devresi 1195/1781-1200/1786 arasındadır.
Yesâri pek çok kimseye yazı öğretmiştir, ne kadar çok meşk yazdığını şuradan anlamalı ki, ta’lik kâğıdı îmâlatçısı meşhur Kadri usta, meşk günleri kapıda oturup gelenlere meşk kâğıdı satmakla geçimini temîn edermiş… Aynı günlerde is mürekkebi, kamış kalem ve kalemtıraş sa- tanların da bu evin kapısına geldikleri anlatılmaktadır. Daha ziyâde medrese talebesi için yazdığı ve softa (suhte) meşkı adıyla tanınan ta’lîk meşklerine bakıldığında, Hazret’in kaleminin sür’ati derhâl anlaşılır.
Yesârî Es’ad Efendi, oğlu Mustafa İzzet Efendi’yi de ta’lik hattında mükemmel sûrette yetiştirmiştir. Oğlundan başka, Mîr Mehmed Emin (1171/1758-1224/1809) ve Arabzâde Mehmed Sadullah (1180/1767-1259/1843), Mehmed Şehâbeddin, Seyyid Yahya İhyâ (ö.1228/1813) efendiler de, onun ilk hatırlanacak öğrencileridir.
Son zamanlarını hastalıklarla geçiren Yesârî, 12 Receb 1213’de (20 Aralık 1798) vefât ederek, Fâtih’in Gelenbevi semtindeki Tûtî Abdüllatîf Medresesi’nin hazîresine gömüldüyse de, 51 yıl sonra yanına defnedilen oğlu Mustafa İzzet Efendi’ninkiyle beraber, kabirleri tahminen 1925 yılında onarılıp genişletilen yolun altında kalmış ve kaybolmuş, mezar kitâbeleriyse Fâtih Câmii hazîresine götürülmüştür. Ufak tefek bir zât olduğu, illeti yüzünden odadan odaya sepet içinde taşındığı rivâyetini, Üstâd Necmeddin Okyay, kemiklerinin kalıntısından görüp anlamak için, kabirlerin naklinde bulunmak üzere Fâtih’e gittiyse de geç kalarak yetişemediğini hayıflanarak söylerdi.
Yesârî’nin müze, kütüphâne ve husûsî koleksiyonlarda kıta, murakkaa ve levha olarak sayısız eserleri mevcuttur. Taşa mahkûk celi ta’lik kitâbelerinden zamânımıza intikal etmiş bulunan bâzıları şunlardır:
Reisülküttâb Recâi Efendi mekteb ve sebîli, Vefâ, 1189/1775,
Hamîd-i Evvel câmii, 1192/1778, Beylerbeyi,
Hamîd-i Evvel medresesi, Bahçekapı, 1194/1780 (imzâsız),
Hacı Selimağa Kütübhânesi, Üsküdar, 1196/1782,
Emirgân câmii ve çeşmesi, 1197/1783,
Fâtih türbesi kapı içi kitâbesi, 1199/1785,
Aynalıkavak Kasrı kitâbesi ve dâhilinde kuşak, 1206/1792,
Mihrişâh Vâlide Sultan İmâreti, Eyüb, 1209/1794,
Topkapı Sarayı dâhilinde Kubbealtı ve Harem’de kitâbeler; muhtelif nişan taşları (Beşiktaş – Ihlamur, Teşvikiye câmii avlusu, Sarayburnu – Gülhâne sâhası)…
M.Uğur Derman
| Biçim | Karton Kapak |
|---|---|
| Dil | Arapça, İngilizce, Türkçe |
| Sayfa Sayısı | 22 |
| Türü | Hüsn-ü Hat |
| Yayın Yılı | 2011 |
| Yayınevi | Meşk Yayıncılık |
Sadece bu ürünü satın almış olan müşteriler yorum yapabilir.

Değerlendirmeler
Filtreleri temizleHenüz değerlendirme yapılmadı.