Şevki Efendi’nin Sülüs Ve Nesih Meşk Murakkaı

XIX.asır İslâm yazılarının Osmanlı hattatları eliyle gelişmesini tamamladığı altın çağdır. Bu asrın sülüs ve nesih yazılarına son âhengini ve saf güzelliğini veren hattat Şevki Efendi’dir.

0 Şu anda bu ürünü inceliyor.
Kategoriler:
Açıklama

MEHMET ŞEVKİ EFENDİ (1829-1887)

XIX.asır İslâm yazılarının Osmanlı hattatları eliyle gelişmesini tamamladığı altın çağdır. Bu asrın sülüs ve nesih yazılarına son âhengini ve saf güzelliğini veren hattat Şevki Efendi’dir.

Bu kudretli sanatkârımız, Kastamonu vilayetinin Seydiler (Seyyidler) köyünde dünyaya geldi. Babası tüccardan Ahmed Ağa’dır. Ahmed Ağa’dır. Ahmed Ağa’nın babası da Sultan III.Selim’in kurenâsından (Hükümdarın yanından hiç ayrılmayan) iken daha sonra Kastamonu mütesellimliğine tâyin edilen Osman Ağa’dır.

Üç yaşlarında iken İstanbul’a getirilen Şevki Efendi, dayısı Râgib Paşa Kütüphanesi Hafiz-1 Kütüb ‘ü aynı zamanda Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde hatip ve Nusretiye Camii Kürsi Şeyhi hattat Hûlûsi Efendi (ö.1874) ile damadı Harputlu Hoca Ishak Efendi’den temel dini bilgileri öğrendi. Aksaray Yusuf Paşa’da sibyan mektebinde okudu. Bu eğitim ve öğrenimi esnasında ayrıca dayısı Hulusi Efendi’den sülüs ve nesih yazılarını meşk ederek on iki yaşında icázet aldı (1841). Bir İstanbul efendisi olan torunu A.Süheyl Ünver ‘in yazdığı bir makalede Şevki Efendi, hocası Hulúsú Efendi ile olan bir hatırasını şöyle anlatıyor: “Dayım Hulûsû Efendi benim tahsil ve terbiyeme çok îtina etti. Ben onu hayatımda hiç bırakmadım. Icâzet almama rağmen yine meşklerimi ve yazılarımı ona gösteriyordum. Bir gün bana Oğlum artık yazıda her yönüyle beni geçtin, sen biraz da zamanımızın güzîdelerinden Kazakser Mustafa Izzet Efendi’ye de yazdıklarını arada sırada göstersen ve onun da bu sahadaki ince sanat duygularından istifade etsen iyi olur’ deyince ben de ‘Hocam ve velînimetim, sen bana kâfisin. Ben senden ayrılmam ve senden başkasına dönemem’ dedim. Hemen sevincinden gözleri yaşardı ve bana ‘Dâima feyzyâb ol, sana ve yazdıklarına karşı herkes kıyamete kadar saf beste-i ihtiram (Saygı duruşu) olsun’ diyerek hayır dua etti.

Şevki Efendi’nin işte bu teslimiyet, samimiyet ve gayretine ilâhî bir himmet de erişmiş, kendi ifâdesine göre bir gece rüyasında Peygamber Efendimizi görmüş: “Sana esrar-1 hattı bildirdim” buyurmuşlar. Zaman zaman Şevki Efendi bunu dile getirir “Yazıyı bana rüyâ âleminde öğrettiler’ dermiş.

Şevki Efendi, Harbiye Nezâreti (şimdiki İstanbul Üniversitesi Merkez Binası) Mektubi Kalemi ‘ndeki asli vazifesi yanında hayâtı boyunca Harbiye Nezâreti’ne bağlı Menşe-i Küttâb-ı Askerî Mektebi’nde ve Yıldız Sarayı’nda İkinci Abdülhamid’in şehzâdelerine iki buçuk sene yazı hocalığı yaptı. Başarılı hizmetlerinden dolayı Mecidî nişanı verildi. 13 Şaban 1304(7 Mayıs 1887) ‘te vefat eden Şevki Efendi, Merkez Efendi Kabristanı’na dayısı ve hocası Hulusi Efendi’nin yanına defnedildi.

Şevki Efendi için “Fenâ fi’l-hat” (Bütün varlığını hat sanatında yok etme) mertebesine erdi derlermiş. Büyük bir sanat aşkı ile ömrünü hep yazıya vermiş, sülüs nesihte Hafiz Osman ve İsmail Zühdî yolundan hiç ayrılmamış onların güzel yazılarından ve ruhlarından feyiz almış her geçen gün yazısını güzelleştirerek 1860’lı yıllardan sonra kendi üslubunu ortaya koymuştur.

Şevki Efendi talebelerine yazdığı meşkleri dahi son derece itinalı, temiz ve özen göstererek şiveli yazardı. Zamanın meşhur hattatlarının taktir ve beğenisini kazanmış, aşılamayan bir üslup olarak günümüze kadar da bütün İslâm âleminde yazıları örnek kabul edilmiştir. Anlatıldığına göre zamanın meşhur hattatları husûsî bir ziyafete davet olunmuşlar. Ev sahibi her birinden teberrükken birer satır sülüs ve nesih yazmalarını ricâ etmiş. Şefik Bey, Hulûsî Efendi ve diğer üstadlar bu arzuyu yerine getirmişler. Şevki Efendi’ye sıra gelince yazmaktan çekinmiş: “Ben kendi yazı köşeme oturup kendi kalem ve hokkamı ve kendi alıştığım zamanımı bulmayınca yazamam” demiş. Bu tavrı onun yazıda ne derece usûle uygun ve titiz davrandığını gösteriyor.

Hayatı boyunca namazını kazaya bırakmamakla tanınan Şevki Efendi’nin her sabah namazından sonra bir Hilye-i Şerife yazmak âdeti imiş. Söylendiğine göre talebesi ve meşhur hattatların yazıları güzel olmasa dahi tenkit etmez, kimseyi kırmaz, teşvik eder,” Ne güzel olmuş buyururmuş. Ne asil, ne ince bir davranış. Elli yaşlarında iken Şevki Efendi’yi görenler şöyle anlatıyorlar: Uzunca, etine dolgun, nûranî yüzlü ve yanakları kırmızıya mail, buğday benizli, görende hürmet hissi uyandıran, sevimli, güler yüzlü, sakallı, İstanbul sanat kibarlığının müstesna örneği idi. Daima saygı ve hayranlıkla yad ettiği hocası Hulûsî Efendi, onun hocası Mahmud Raci, Ali Vasfi ve İsmail Zühdî efendilerin her perşembe günü kabirlerini oğlu Said Bey’le, şartlar ne olursa olsun, hiç aksatmadan yürüyerek ziyarete gidermiş.

Şevki Efendi, yazı için pazarlık etmez, ne verirlerse alır, para veremeyenlere hediye edermiş. Yazıdan aldığı parayı hususi defterine kaydederek akrabasına, yoksullara âdetâ maaş verir gibi taksim eder, bunlardan bir altınını bile ailesine, çocuklarına ve evine harcamazmış. Yazıdan para geldikçe “Cenab-ı Hak yine benim elimden ihtiyaç sahibine dağıtmak üzere naçiz kulunu vazifelendirdi. Bunlar benim olmayan ve haketmediğim paradır. Hepsini yerli yerine vermek lazımdır” buyururmuş. İşte huzuru ve kemâli arayan bütün insanlığa örnek bir hayat. Yazı ve davranışlarındaki güzellik de onun bu yüksek ahlâkının akisleridir.

Şevki Efendi’nin, bu güzel ahlâkı sebebiyle âlim, sanatkâr ve hayranlarından oluşan geniş bir dost çevresi vardı. Haseki Ali Paşa Caddesi,32 nolu konağı ilminden, irfanından ve sanatından istifade etmek isteyenlerle dolup taşardı. Cuma günü sabahtan öğleye kadar sayıları onu geçmeyen talebeye yazı meşk ederdi. Talebeleri arasında önde gelen Filibeli Bakkal Arif Efendi’yi hem çok sever hem de takdir ederdi. Fehmi Efendi (ö.1915), Rifat Efendi (ö.1949), Pazarcıklı Mehmed Hulûsi Efendi ve Ziyaeddin Efendi de seçkin talebelerindendir.

Şevki Efendi sanat dünyâmıza husûsi koleksiyon, müze ve kütüphanelerde bulunan mushaf, delâilü’l-hayrât, hilye, levha, kıta, murakkaa şeklinde pek çok eser bırakmıştır. Celî sülüs sahasında Mustafa Rakım yolunda eserler vermiştir.

Şevki Efendi’nin, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye’de, Talat 60 numarada 41×59 cm. ebâdında ve Mustafa Fâzıl, 811 numarada, 80×117 cm ebâdında sülüs, nesih Hilye-i Şerif levhası,

Istanbul Topkapı Sarayı Müzesi, GY, 327, 1336 numaralarda sülüs, nesih hilyesi, 118, 190, 192, 193 numaralarda kayıtlı meşk murakkaaları 189 numarada Kaside-i Bürde ve levhaları vardır.

Sabancı Hat Koleksiyonu’nda 1279’da yazdığı 20×12 cm ebâdında bir mushaf, ayrıca Ekrem Hakkı Ayverdi Hat Koleksiyonu’nda, İstanbul Türk-İslâm Eserleri Müzesi ve Süleymâniye Kütüphanesi’nde, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Ibnülemin Hat Koleksiyonu’nda sülüs, nesih çeşitli eserleri bulunmaktadır. Şevki Efendi’nin yazılarını Hüseyin Hüsni adında devrinin en titiz müzehhibi tezhip etmiştir.

Ekrem Hakkı Ayverdi Hat Koleksiyonu’nda muhafaza edilen ve Şevki Efendi’nin sülüs, nesih yazılarda kemâlini temsil eden, asıl ebadında yayınladığımız bu meşk murakkaaının ikinci defa basılmasında gösterdikleri himmet ve gayretlerinden dolayı Ilhan Ayverdi Haniefendi’ ye ve Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfi mütevelli heyeti üyelerine ayrıca Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü Nevzat Kaya Beyefendi ‘ye teşekkürü borç biliriz.

Prof Dr. Muhittin SERİN İSTANBUL 2000

Ek bilgi
Biçim
DilTürkçe
HazırlayanMuhittin Serin
Sayfa Sayısı24
Türü
Yayın Yılı2013
Yayınevi
Değerlendirmeler (0)
0 yorum
0
0
0
0
0

Değerlendirmeler

Filtreleri temizle

Henüz değerlendirme yapılmadı.

Sadece bu ürünü satın almış olan müşteriler yorum yapabilir.