Mustafa İzzet Yesarizade – Hilye-i Hakani Mürekkebat

İstanbulludur. Meşhur Talik üstadı Mehmet Esat Yesari’nin oğludur. Onun için Yesarizade diye meşhurdur. Doğum tarihi bilinmiyorsa da 1770’li yılların başında doğduğu tahmin edilmektedir.

0 Şu anda bu ürünü inceliyor.
Kategoriler:
Açıklama

Mustafa İzzet Yesarizade – Hilye-i Hakani Mürekkebat

Bu Hilye-i Hâkâni murakkaası (=yazı albümü) Osmanlı talik hattıyla yazılıp da zamanımıza intikal eden müstesna bir örnektir. Lâkin, önce Hilye-i Hâkâni isimli eseri ve müellifini kısaca tanıtmak gerekiyor.

Hz. Peygamber’in ahlâkî ve bedenî vasıflarını tasvir eden eserlere hilye denilir. Arapça’da “süs” demek olan bu kelime, tahsisen böyle bir mânâ kazanmıştır. Nitekim Osmanlı hat dehâsı Hafız Osman Efendi (1642-1698) tarafından başlatılan bir uygulamayla İslâm Peygamberini anlatan Arapça rivâyetler, hususi bir biçimde tertiplenip levha haline getirilmiştir ve bu gelenek hala sürdürülmektedir.

Aynı şekilde Türkçe olarak Hz. Peygamber’i sözle tasvir eden eserler de yazılmıştır. Bilindiği kadarıyla bunların ilki ve başarılısı, Hâkanî Mehmed Bey tarafından yazılması 1007/1599 tarihinde tamamlanan 714 beyitlik olanıdır; mesnevî tarzında kaleme alınmıştır. Kanûnî devri Vezir-i Âzamlarından Ayas Paşa’nın (ö.1539) akrabası ve Güzelce Rüstem Paşa’nın torunu olduğu için Osmanlı teşrîfâtına göre ‘bey’ rütbesiyle anılan Mehmed Bey’in Hâkanî adının nereden kaynaklandığı bilinmiyor. Sancak beyliği ve Dîvân-ı Hümâyûn muhasebeciliği vazifelerinde bulunmuş olan şairimizin basılmamış Dîvân’ı ve Miftâhü’l-Fütûhât isimli manzum Kırk Hadîs tercümesi de vardır.

1606’da vefât eden Hâkanî Mehmed Bey, bir müddet ikamet ettiği Edirnekapısı semtindeki Mihrimah Sultan Câmii hazîresine defnedilmişdir. Başucuna sonradan dikilen taşa, eserinin adı câhilâne bir imlâ ile ‘Hîle-i Hâkānî’ olarak yazılmışken, görüp de bundan teessür duyan Dr.Süheyl Ünver (1898-1986) Hocamız, Hattat Mâcid Ayral’a (1891-1961) 1950’li yıllarda celi sülüsle yeniden bir kitâbe yazdırarak, taşı ve Mehmed Bey’i bu ayıptan kurtarmıştır.

Bilindiği üzere, ta’lik hattı meşkinde önce harflerin birbirine bitişmesinin öğretildiği müfredât kısmı tamamlanır. Mürekkebât’a geçildiğinde ise bir gelenek olarak Molla Câmî’nin (1414- 1492) Farsça Besmele kasîdesine başlanır. Fakat Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi (1770?-1849) tarafından meşk olarak yazılan ve ilâveten harf cesâmetleri de yazıldığı kaleme göre nokta ile ölçülendirilen bu murakkaa, elimizdekilerin en eskisidir. Babası Yesârî Mehmed Es’ad Efendi’den (0.1798) sonra ta’lik, bilhassa celi ta’lik hattına Türk tavrındaki son merhaleyi kazandıran Yesârîzâde, kaleminin sür’atiyle de tanınır (vefâtında terekesinden 65000 satır celi yazı kalıbı çıktığı rivâyeti vardır). Bu Hilye-i Hâkanî murakkaasını hangi târihte ve hangi hacimde yazdığı bilinmiyor. Çünkü sırayla değil de, 714, beyitden satıra güzel oturanları ve keşîde denilen harf uzatmalarına müsâit olanları seçerek yazmayı tercih etmiş. Satır aralarında yer alan işâret, sin-ayn-ye harflerinin üslûba çekilmiş şeklidir ve çalışmak’ mânâsına gelen sa’y kelimesine delâlet eder.

Sonunda imzâ ve târih olmadığı cihetle, bu murakkaanın 24 kıt’ayla sınırlı kalmadığı, devâmının bulunduğu şüphe götürmez. Çünkü 24. kıt’anın sonu, eserin 378.beytine tekabül ediyor. Şu hesaba göre, Yesârîzâde’nin bu murakkaası, muhtemelen 40 kıt’ada tamamlanmış olmalıdır. Nitekim son yıllarda bunun devamı iki kıt’a da Mısır’da bulunmuştur. Kimbilir imzâ ve tarihinin yer alacağı son kıt’a nerededir?

Bu latîf eser vaktiyle Üstâd Necmeddin Okyay’ın (1883-1976) koleksiyonundayken 1930’lu yıllarda Es’ad Fuad Tugay’a (1884-1973), 1962’de de Tanman âilesine intikal etmişti; şimdilerde ise Abdullah Karataş’ın uhdesindedir.

Yesârîzâde’nin bu murakkaası daha sonraki ta’lik hattatlarınca da çok beğenilmiş olup önce Hacı Nazif Bey (1846-1913), sonra da Şeyh Aziz (1870-1934) ve Hatîb Ömer Vasfi (1880-1928) efendiler tarafından aynen taklit edilmiştir. Doğrusu, bu mertebede beğenilmeğe lâyık bir eser olduğu kanaatini taşıyoruz.

M.Uğur DERMAN

 

Mustafa İzzet (Yesarizade)

İstanbulludur. Meşhur Talik üstadı Mehmet Esat Yesari’nin oğludur. Onun için Yesarizade diye meşhurdur. Doğum tarihi bilinmiyorsa da 1770’li yılların başında doğduğu tahmin edilmektedir.

Zamanının ünlü Talik üstadlarından olan Yesarizade Taliki babasindan öğrenmiş, ondan icazet almış, daha bir kaç kişi de şan olsun diye ona icazet vermiştir. Müderrislik ve Kadılık etmediği halde kendisine zamanın adetine uygun olarak Mekke, İstanbul, Anadolu Kazaskerlik payeleri verilmiş, H. 1225 ( M. 1839) de bilfiil Kazasker olmuştur. H. 1258 (M. 1842) de Takvimhane (Devlet Matbaası) Nazırı oldu. Matbaa-i amire’yi idare etti ve kendi Talik hattıyla harfler döktürdü. Matbaa-i amire’de ilk defa Talik hatla kitap onun zamanında basılmıştır. Yesarizade 1846’da fiilen Rumeli Kazaskerliğine tayin edildi.

1265 ( M. 23 Haziran 1849) da vefat etti. Fatih’te Gelenbevi caddesi üzerinde bulunan babasının kabrinin yanına defnedildi. Sonra her ikisinin kabri yola gitmiş, kitabeleri Fatih Camii bahçesi- ne taşınmıştır. Yesarizade’nin mezar kitabesi talebelerinden Ali Haydar Bey tarafından yazılmıştır.

Değerli arkadaşımız Uğur Derman “Türk Hat Sanatının Şaheserleri” adlı güzel kitabında Yesarizade’nin hattatlığı üzerine şunları söylüyor: “Önceleri babasının tarzında Celi Talik yazan bu büyük üstad, yavaş yavaş şivesini değiştirmiş, 1820 senesinden sonra kendi üslubu belirmiştir. 1834’den sonra hattatlığının en üst noktasına çıkan Yesarizade 60 yıl kadar devam eden sanat hayatında durup dinlenmeden yazmıştır…… İmzasıyla en fazla kitabe bırakan hattatımızdır…”

Çok çabuk yazan Yesarizade pek çok hattat yetiştirmiştir. Kazasker Mustafa İzzet, Abdülfettah Efendi, Ali Haydar Bey onun talebeleridirler. Musikide de hayli bilgi sahibi olan Yesarizade hoş sohbet, şakacı, aşırı derecede mübalağa ile konuşur bir zat idi. O yüzden söylediklerine pek inanmazlarmış. En iyi dostlarından biri olan devrin ulemasından İzzet Molla ile niçin çok sıkı fıkı dost olduğunu soran devrin padişahı Sultan Mahmud’a (İzzet Molla’nın yazısının çirkin olduğunu kastederek): “İkimiz bir araya gelince okur yazar bir adam oluyoruz” demiş ve padişahı hayli güldürmüş olduğunu tarihçi Abdurrahman Şeref Efendi naklediyor.

 

Ek bilgi
Biçim
DilTürkçe
HazırlayanAbdullah Karataş
Sayfa Sayısı30
Türü
Yayın Yılı2026
Yayınevi
Yazar
Değerlendirmeler (0)
0 yorum
0
0
0
0
0

Değerlendirmeler

Filtreleri temizle

Henüz değerlendirme yapılmadı.

Sadece bu ürünü satın almış olan müşteriler yorum yapabilir.